Küçükken bu yaşadığımız anların aslında çoktan yaşanmış ve bitmiş olduğunu sanıyordum. Hani sinemaya gittiğimizde kısa süreliğine hayattan kopup kendimizi filme kaptırdığımız anlar vardır ya, işte sanki hep o sinema koltuğundaymışım gibi hissederdim. Her şey yaşanmış ve bitmiş. Geçmiş nasıl değiştirilemezse gelecek de aynı, çoktan geçmiş. Diye düşünürdüm.
Güldüğümde filmin komik ya da neşeli bir sahnesini, ağladığımda hüzünlü bir sahnesini izliyormuşum gibi gelirdi. Uzunca bi' zaman hep böyle düşündüm. Sonra bazı dönemler oldu, kendimi hayatın rutinine kaptırdım. Yaşıtlarım gibi "normal" (neye göre? kime göre?) oldum. Güzellik, çirkinlik, arkadaşlar, alışveriş, okul, erkekler, karşılıksız aşklar vs. sıradan konularla ilgilenmeye başladım. Artık o sinema koltuğunda değildim. Kendimi oyuncu gibi hissediyordum. Şimdiyi oynuyordum.Başroldeydim. Herkes benimle ilgileniyor, her şey benim etrafımda dönüyordu. Yani bana öyle geliyordu. Sonraki üç-dört senede de senarist gibi hissediyordum kendimi. Bu benim hayatım, ben yazmalıyım. Geçmiş geçmiş olabilir ama önümde kocaman bir gelecek var, bunu şekillendirmek benim elimde. Diyordum kendime. Son zamanlarda ise ( bir seneden fazla ) hiçbir şey hissetmiyorum. Ama anladığım bir şey var. Önemli olan yönetmen olabilmek. Oyuncu,senaryo hatta izleyici kitlesi, her şey yönetmene bağlı. Fakat ne yazık ki kimsenin kendi hayatında yönetmen olduğunu sanmıyorum. Biri/leri ya da bir şey/ler tarafından yönetildiğimiz gerçeği ağır basıyor. Bu konudaki şüphelerim had safhada olduğu için yazımı burada noktalıyorum.
Nokta,nokta,nokta.
büyümek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyümek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Kas 2010
30 Tem 2010
Baktığın gün söyle açık mı?
Yine rol yapıyorum.
Yine insanlaşma çabalarındayım.
Bir kukla gibi yaşatıyorum bedenimi.
Asıl benden uzak,somut ve sıradan...
İnsanlar onu tanıyor onu seviyor onunla konuşuyorlar.
O Pinokyo oluncaya kadar yokum ben buralarda,
çürük hayatımın çekirdeğinden yeni bir tohum diliyorum.
Önüme sunduğu şıklardan hiçbiri doğru yanıt değil.
Bulunma ihtimali düşük doğruyu aramak mı zaman kaybı?
yanlış şıklarla tüketmek mi hayatı yoksa?
Çelişki mi dersin ikilem mi bilmem
Kırk katır mı kırk satır mı yoksa
İki ucu boklu deynek? Büyümek...
Herkes her şeyi çok iyi biliyor.Tek aptal benim.Saygılar...
Yine insanlaşma çabalarındayım.
Bir kukla gibi yaşatıyorum bedenimi.
Asıl benden uzak,somut ve sıradan...
İnsanlar onu tanıyor onu seviyor onunla konuşuyorlar.
O Pinokyo oluncaya kadar yokum ben buralarda,
çürük hayatımın çekirdeğinden yeni bir tohum diliyorum.
Önüme sunduğu şıklardan hiçbiri doğru yanıt değil.
Bulunma ihtimali düşük doğruyu aramak mı zaman kaybı?
yanlış şıklarla tüketmek mi hayatı yoksa?
Çelişki mi dersin ikilem mi bilmem
Kırk katır mı kırk satır mı yoksa
İki ucu boklu deynek? Büyümek...
Herkes her şeyi çok iyi biliyor.Tek aptal benim.Saygılar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)